Yıl 2002′den beri gelişen ve toplumun giderek sanki hipnotize olduğu; gerçek dışı ve yerine başka alternatif siyaset ve iktidar senaryonalarının düşünülemediği bir siyaset algısı var Türkiye’de. Bundaki en büyük payda yaşadığımız krizlerin zihnimizi dumura uğratmasını iyi kullanan, Tayyip ERDOĞAN’ın kişisel başarısı ile, tıpkı bir hipnoz ve sihirbaz uzmanı gibi ısrarlı uyutma, aldatma çabalı politikalarıdır. Örneğin kendisi bu sürede siyasette yeni bir çığır açmış; muhalefete muhalefet eden iktidarlığı icat etmiştir. Son ankete göre ise ülkemizin %58 e kadar ciddi bir bölümü adeta hipnoz olmuş ve aldanmış durumda olarak ve başka türlü düşünme bilinçlerini yitirmiş durumda karar veriyor hale sokulmuştur bu politikalarla. Sanki varolan her iyi şeyi Tayyip ERDOĞAN’ın partisi Ak Parti yapmış ve sanki onlar olmazsa başka birileri 8 yılda hiçbirşey yapmazmış ve hatta 2003′te yıl olarak sabit kalırmışız gibi bir siyasi ruh hallerinde insanlar var.
Bu gidişten hayırlı bir sonuç olamayacağını anlamaları için kendilerini uyandırmak lazım bir an önce. Uçurum kenarında kendileri uyanmadan ki, daha önce bir kaç kez uçurumda uyandık ama hala gerçeği göremeyenler var çoğunluk olarak(%58) ve başka türlü yani; “Ak Parti olmazsa bundan ne kadar iyi veya ne kadar kötü olabilirdik ki, ne değişir diki(yi)?) aklına bile getiremeyen büyük bir çoğunluk var ve gidişatın yönünü gene onlar belirliyorlar ki, o yönde gene uçurumdur.Neden uçurum dediğimi de yazının sonuna bırakayım.
Gerçekten, ortada saçma şekilde ve büyük ihtimalle de 8 yıllık gibi uzun bir dönemi kapsayan tek başına iktidarı, uzun bir zamandan ve çok büyük sıkıntılardan sonra üstelik bilere tek parti iktidar yönetimini isteyerek yaşıyor olmamızdan dolayı Tayyip ERDOĞAN ve partisi Ak Parti’nin büyük kurtarıcı olarak algılandığı ve algılatıldığı yanlış ve gerçekdışı bir siyaset algısıyla yaşıyoruz toplumun büyük çoğunluğu olarak.
Bu geçen zaman zarfında Ak Parti’ye büyük değerler atfeden ve onu müthiş, çok başarılı bulan hala çok sayıda aldanmış insanlar var %58 içinde. Tuhaf şekilde ama son yıllara ise, her iyi şeyin Ak Parti’den ama kötü şeyin de gene Ak Parti iktidarından olduğu algısı halini de içine alan, bir iktidar fenomeni(bilinemeyeni) diyebileceğimiz bir siyaset algısı da oluşmuş duruma halkta. Bu bile aslında büyük bir mesajdır gerçeği görmek ve başka türlü düşünebilmek için. Umarız genel seçime kadar bu şekilde de düşünebiliriz. Çünkü bunu çözmeden ilerlemek gözü kapalı uçuruma gitmek gibi. Neden uçurum dediğimi yazının sonunda anlayacaksınız.
Şimdi tabi bu halin görünmeyen bir çok esaslı sebebi var tabi geçmişten sürekli tekrarlanan hatalardan kaynaklı olarak. Örneğin 80 yıldır “tek kurtarıcımız” olarak ATATÜRK’ü dikta eden ve ona tapınanaların(Atatürk’ü anlayamayanların yani) ülkesinde zamanla kötü gidişin etkisiylede Atatürk karşıtı birinin “yeni tek kurtarıcı” olduğunun düşünülmesi de çok tuhaf değil.
Darbelerin başladığı 1960 yılından bu yana geçen 50 yıldan bu yana gelinen onca kötü noktalardan sonra, 2002′den itibaren bu sefer vatandaşın tamamen bitmiş harap hali tarafından “tek kurtarıcımız Tayyip/Ak Parti” halinede bu Atatürk ve laiklik istismarcılarının sebep oldukları gerçeğininin bu yanlış algıda büyük payı olduğunu görmemiz lazım. Yani durduk yere gelmedik buralara. Şuan “laikçi” düzene(laik değil, yasakçı/devletçi ve dindar/şeriatçı karşıtı laikler) karşı olan bir hareketi de arkasına almasından dolayı, ayrı bir siyaset ideolojisi anlamı da var ekonomik kalkınma dışında Ak Parti iktidarının. Rövanş siyaseti içeren bu süreç tabi bir çok gerçekdışı ve yanlış şeylere gebe oluyor.
Dediğim gibi millet açısından hipnoz olma denebilecek bu yaşanlarda en önemli pay gene bu “devletçi/askerci/laikçi statükocu Atatürk istismarcısı yapının geçmişte büyük hataları ve büyük siyaset rezaletleridir. Hatta ibretlik denecek bu başbakan ERDOĞAN’ın bu kadar sahtekar, hiddetli, agresif halleri ve hala bu seviyede oy almasında da yine büyük pay bu bahsettiğim zihniyete aittir… Sebep sonuç ilişkisi olarak baktığımızda Tayyip ERDOĞAN gibi birinin 8 yıllık ülke siyasetine hakim olmasının geçmişten kaynaklı gerekçeleri vardır.
Türkiye’nin en büyük sorunu da zaten özünde “devletçi” ve “Atatürk istismarcısı” olan statükocu laikçi/atatürkçü/kemalist/ulusalcı/askerci/cumhuriyetçi denebilecek kesimin ATATÜRK’ü peygamberleştirip ısrarla ona normal bir siyasetçi ve lider gibi eleştirel bakamaması ve yaptıklarının üstüne yeni bir şey koyamamalarıdır. Bu da Türkiye siyasetini daha vahim hale getirip, bu özünde laikliğe ve laikçiliğe karşı olanların oluşturduğu ekonomik ve dini hipnozu gerçek kılıyor.ve bunun süresinide giderek uzatıyor. Ayrıca Atatürk’ün tartışılmaya son derece açık bazı inkilapları ve laiklik politikalarının hala mecliste tartışılmamış olması Tayyip ERDOĞAN ve cemaatlerin gücünü giderek arttırıyor.
Bu anlattıklarım bu 8 yılı oluşturan görünmeyen ve sorgulanmayan alt ve arka sebepler. Şimdi bu konuyu daha anlaşılır yapacak bu yan tespitler ışığında 2002 den bu yana bakarsak, Ak Parti’nin ikinci döneminde özellikle daha çok kişinin oyunu aldığı halde ve daha çok çalışması gerektiği halde, adeta zamanını yatarak geçirdiği ve örneğin, başka konularda “devleti ele geçirmek” denen anlamda ve ATATÜRK’ün laiklik politikalarını dolaylı yollardan eleştirme sayılabilecek bir siyaset üslubuyla devlete ve millete her alanda gizli karşıt bir anti – laikçi devrim anlayışıyla egemen olmaya çalıştıklarını da görüyoruz.
Ak Parti’nin son 3 yılda bu şekilde ilk 5 yılda yaptıklarının üzerine yatıp ki, bu dönem büyük bir küresel ekonomik krizide içinde barındıryor ve kendilerinden çok şey beklendiği halde bu dönemde sözde egemenliği statükocu/ askerci / laikçi vesayetçi sınıftan alıp “milletleştirmek” denilen oysa asıl amaçları “ılımlı müslüman laikliliği” de denebilecek bir anlayışı yerleştirme amaçları için milletin ekonomik kriz içindeki halini umursamadan çalıştıkları bu süreçte, hatalarını ve tembelliklerini de ilk 5 yılda yaptıkları ile aklamaya çalıştılar ve hala çalışıyorlar.
İşin kötüsü Ak Parti’nin bütün bu süreçteki söylemleri hep olmuş bitmiş ve hesabı yapılmış kendisinden önceki koalisyon hükümeti ile kendilerinin 1. dönemleri üzerinden devam ediyor ve 2007 den beri ekonomik ve siyasal konularda tamamen başarısız oldukları halde hala bir şeyler yapmamak konusunda ısrarlılar. Ve bu süreci de Tayyip ERDOĞAN’ın siyaset ahlakı dışındaki bu hipnoz denebilecek bir halkı uyutma, istismar ve hile çabaları götüren bir iktidar var.
Öyleki kendi ilk 5 yıllarını bile istismar ediyorlar aslında son 3 yıldır. Oysa iki dönemi ayrı ayrı değernelendirmek gerekir. Kaldı ki, 2007 ye kadar çalışmalarına çoğu kimse pek bir şey demiyordu çünkü; istenen tek başına iktidar ve istikrar vardı parti gözetmeksizin kim olsa sorgulanmayacak ve millet olarak ekonomik krizden çıkıyorduk bu yüzden “ne bulduysak” seviniyorduk hali hakimdi insanlarda ve geçmişe lanet okuyorduk hep beraber. Şimdi geçen zamanda görünen o ki, aslında “tek parti yönetimi ve istikrar” derken denize düşen yılana sarılıyormuş…
Buna rağmen bile hala insanlar hipnozdan kurtulamamış ve “Ak Parti olmasa ne olurdu ki; sanki ne değişirdi?” bile diyemiyor durumdadırlar bugün.. Bunu gören Tayyip ERDOĞAN’da geçen yıllar içinde istismar, aldatma, çarpıtma ve dolaylı egemen olma siyaseti ve oyalama siyasetinde ustalaştığı için artık önüne çıkan her engelde bir şekilde kendini bunlarla haklı çıkarmaya çalışıyor. Özellikle hitap ettiği en eğitimi düşük kitleye sürekli “millet egemenliği edebiyatı” denilebilecek bir tutumla insanları oyalıyor asıl amaçları “ılımlı müslüman laikliği” anlayışını yerleştirmek için çalışıyor. Oysa çıkıp Erdoğan %47 oyunun gücünü gerekçe göstererek “biz laikçiliği hak etmiyoruz, bu ülke dindarları ile barışmalıdır. Atatürk’ün dini dışlama diyebileceğimiz laiklik adı altında politikaları var ve bunları tartışalım” dese kimse uzun vadece sorun yapmacak ama kendisi ısrarla gizli kapaklı rövanş siyaseti tercih ediyor.
Sonuç olarak, asıl mevzuya gelirsek bu yazıda Ak Parti’nin ekonomik ve siyasi anlamda nasıl abartıldığını aslında aldıkları %40 ortalama oyun hakkını verecek kadar bile başarılı olmadığını anlatmaya çalışacağım. Bunu da ancak Ak Parti’nin 2002 ve 2010 arası 8 yıldır olmadığını düşünebileceğimiz bir senaryo ile anlayabilceğimizi düşünüyorum. Yani bu amaçla Türkiye’nin geçen 8 yılda da bu seviyelerde bir ekonomik büyümeyi Ak Parti olmasa da gene yaşayacağını ve hatta ayrıca özgürlükler, insan hakları, terör, demokrasi konularında ise Ak Parti dönemine göre daha çok çok daha başarılı olacağını iddia ediyor en azından bunu düşündürtmek ve kanıtlamak istiyorum.
Öncelikle Ak Parti ile ilgili kilit nokta ekonomiydi ve 2001 krizi ile 1990 lardan beri süregelen kötü yönetim sonucunda, Türkiye zaten dibi görmüştü ve bundan sonrasına objektifçe bakarsak 2000′ler zaten bilişim ve bilişim medyası ve küreselleşme ekseninde bütün dünyanın ekonomik olarak büyüdüğü ve demokrasi ve insan haklarının bir anda zirve yaptığı bir fırsat konjonktürüdür dönemidir o dönem iktidarda olan her parti için. Elbette bu yüzden Türkiye ekonomisi de dolaylı olarak büyüyecekti, sivilleşecekti ve demokratlaşacaktı. Hatta bugünkü gibi Ak Parti ile yaşanan son derece sorunlu, kurumları tepeleme, dağıtma ve bozma değilde, doğal süreç içinde “normalleşme” şeklinde olacaktı bu siyasal her ilerleme. En ilginci örneğin ekonomik olarak, bizle aynı dönemde aynı krizleri yaşayan Arjantin ve Brezilya bile bugün gelinen noktada aynı küresel ekonomik büyümenin verdiği güçle krizleri atlattılar hatta Brezilya büyük ülkeler arasına hatta Brezilya bir sosyalist yönetimle bile girdi ve sonrasındaki küresel krizde bizim kadar hiçbiri etkilenmedi. Bu bile başlı başına bir kanıttır Türkiye’deki ekonomik gelişmenin Ak Parti kaynaklı olmadığına dair.
Yani düşünebiliyormusunuz, 2001 kriziyle özelliklede son 10 yılın hataları sonucu dibi görmüş ve tüm yapısal reformlarını Anap, MHP, DSP hükumeti ile yapmış bir ülke, bu küresel büyümeden ve demokratikleşme ve sivilleşmeden nasibini almasın hel bu bilişim medyası çağında. Bu mümkün değil Türkiye gibi bir demokratik bir ülke için.
Ayrıca o döneme dair ayrıca en büyük faktör olarak, Ak Parti’nin iktidar olmasıyla ilgili olarak Doğan Medya’nın katkılarıyla millete “ya CHP ya Ak Parti” diye iki seçenek sunuldu ve Ak Parti desteklendi ve millet Tayyip ERDOĞAN’ı seçti. Yani öyle bugün Tayyip ERDOĞAN’ın anlattığı gibi dipten gelen büyük bir millet hareketi değildi Ak Parti. Milletle alakası yoktu sadece bir projeydi sermaye, medya ve dış güçler tarafından desteklenen ama iktidar olan için statükoya karşı rövanş fırsatıda veren
Millet açısından ise dediğim gibi millet, tek başına istikrarlı bir iktidar istiyordu kim olduğuna bakmadan ve kötü bir koalisyondan sonra ve buna uygun olarak bu proje denk geldi ve bütün etkenler seçmeninde lehine işliyordu tek başına iktidar anlamında ve Tayyip ERDOĞAN’ın medya ve ABD desteği ile bir proje olarak sunulduğununda farkında değildi. Ki, bu ikisi bile yeterliydi o zaman medya ve bilişimin bu seviyede olmadığı bizim ülkemizde birilerinin iktidar olması için.
Kaldı ki, zaten Başbakanın Erdoğan’ın kendisi de BOP projesinin eşbaşkanı olduğunu belirtmiştir ve tabi ki ABD’den bunun karşılığındada Türkiye’de iktidar olmak için Doğan Medya aracılığıyla gerekli desteğide almıştır; desteklenmiştirde.
Örneğin Ak Parti olmasa bile 2003 seçimlerinde en kötü seneryoda DYP ve Genç Parti koalisyonlu bir hükümet çıkıp zaten liberal sağ politika gereği Ak Parti’nin yaptıklarını hatta fazlasını hatta daha ilkeli şekilde yapacaktı. Bu anlamda argo deyimle Ak Parti çok ballıydı ve kendilerine çok elverişli konjonktür denk geldi ve bu küresel ekonomik ve bilişim eksenli gelişim konjonktürü sayesinde “herşeyi biz yaptık” diyecekleri bir ortam oluştu. Ama bunun böyle olmadığının en büyük kanıtı ve sağlamasıda 2008 deki küresel kriz olmuştur ve Ak Parti ilk kez bu sefer konjonktür lehine olmayarak çok kötü bir sınav vermiş ve dünyanın en çok küçülen ülkesi olmuştur Türkiye artık çıkartıkle siyasal krizlerde çabası ve bu gerçeği de görmezden gelemeyiz; Ak Parti’in olmadığı ülkemiz senaryosun daha başarılı olacağımız konusunda. Kaldi ki, Ak Parti kalkınmayı sağlasa bile ismindeki adaleti nerdeyse hiç uygulalamamıştır. Örneğin 8 yılda çok övülen iktidar partisi asgariş ücreti bırakınız yoksulluk sınırına yaklaşmayı açlık sınırına bile yaklaştıramıştır. Asgari ücret 600 TL, açlık sınırı 900 TL ve yoksulluk sınırı 2800 TL Türkiye’de ve bu iktidar kişi başına milli gelirimizin 10000 dolar 15000 TL olduğunu iddia ediyor oysa bir kargo veya markette ve bir çok yerde çalışan bir kişi asgari ücretle yıllık 5000 Dolar kazanıyor. Peki bu kalan 5000 doları kim nerde yiyor? Bunun cevabını bilmiyoruz. Artı Ak Parti daha iletişimdeki geçici deprem vergisini bile kaldırmamıştır. Bu nasıl başarıdır.
Buna rağmen hadi birde şöyle düşünelim, Ak Parti’nin olduğu bir 2002-2010 senaryosu gene olmadığı senaryosuna göre ekonomik olarak %30-50 daha başarılı olsun çünkü siyasal başarıları yok hukuk, demokrasi, ve insan hakları, terör konusunda başarısızlar ve muhalefetin verdiği ayarla ileriliyorlar. Öyle ki, hiç bir ulusal kaygıları olmadığı halde terör ve kürt sorunu konusunda yaptıkları hatalar sonucunda milliyetçi/ulusalcı söylemlere yeni yeni başvurmaya başlamışlar ve “tek devlet, tek millet, tek bayrak” diyebilmişlerdir.
Bu anlamda birinci döneminde ki ekonomik anlamdaki başarılarını ve ikinci dönemdeki ekonomik başarısızlıklarını bir yana koyalım. Peki ülkenin siyasal değerlerini ve sorunları daha da alt üst eden ve insanları kamplaştıran ve toplumu birbirine düşüren Ak Parti’nin bu siyaset başarısızlığını nereye koyacağız ve bunun ülkeye ödettiği bedeli nasıl telafi edeceğiz. Ya da sırf birinci dönemde ekonomik anlamda ki küresel konjonktür gereği başarılılar diye hoşmu göreceğiz kendilerini.
Sonuş olarak bu anlamda aslında Ak Parti’nin 2002-2010 arasında olmadığı siyaset senaryosunda ülkemizin bu şekilde ekonomik bir başarızılık ve terör artışı, bölünme, ikili karşıtlık kavgasını, demokrasi ve hukuk dışılığı sorunlarını yaşamayacağımız kesindi. Kaldı ki, şunuda düşünelim , eğer 90 larda Erbakan’ın şeriati getirme konusunda “kanlı mı olacak kansız mı” büyük tehditi olmasaydı zaten ordu normal şekilde siyasetten çoktan elini çekmiş olacaktı…
Şimdi biz sırf Ak Parti’nin kendisinin olmayacağı bir senaryoya göre, hadi pek mümkün değil, ama diyelim %30-40 anlamda ekonomik olarak daha başarılı olabilirdi diye siyasal anlamda tam aksine nerdeyse en az %70 başarısız olduğu halde gene kendisiyle devam mı edeceğiz? Yani ekonomik başarı denen durum ile siyasal başarı arasındaki eksi %30-40 farkıda düşünürsek demek ki, toplamda Ak Parti’nin olmadığı her senaryo aslında ekonomik ve siyasal anlamda toplamda daha başarılı bir Türkiye demektir. Çünkü siyasal başarızlık ekonomik başarıları sekteye uğratır. Yani eğer Ak Parti 2002-2010 arasında olmasa muhtemelen diğer partileri arasında değişecek iktidarların rekabetiyle ve özellikle şeriatçıların diskalifiye olması ile diğer siyasi sorunlardaki çözümlerle Türkiye’de şuan başarı sayılan şeylerinde çok üstlerinde olabilirdi. Maalesef biz ülke olarka son 8 yıldır uyutulduğumuz için siyaset rekabeti ile 8 yılda nasıl bir gelişim yaşayacağımızıda unuttuk alternatifleride kollayarak.
Hangisi sizce daha mühim bir ihtimal %30-40 ekonomik başarımı yoksa ekonomik ve siyasi başarının başa baş ve olduğu huzurlu bir Türkiye mi? Bazılarınız “illa para” deyip hala göremeyebilir gerçeği ama ben size yardımcı olayım gen biraz. Eğer bir ihtimal %30-40 ekonomik başarı hartına devam edersek, bir 5 yıla kalmaz nereye gideceğimizi de anlatayım size.
Yıl 2009 ve Ayamama Deresi sel ile taşmış derenin imara fazlasıyla açılması ile sel İstanbulu adeta alt üst emiş sanayinin ve medyanın olduğu yerde büyük bir şehirleşme felaketi yaşanmış ve İBB nin tüm pisliğini su yüzüne çıkarmış ve ortay dökmüş. Başbakan ise Tayyip ERDOĞAN ve helikopterden manzaraya, gene bir dönem belediye başkanı olduğu bu yere(İstanbul’a) ve kendindeki suçu da muhtemelen görerek kuş bakışı bakıyor ve sonra “Derenin intikamı ağır olur” diyordu.
Bunu şundan anlattım; malum İstanbul belediyeceliği Tayyip ERDOĞAN’la beraber kötülenen CHP den 15 yıl önce din istismarcısı ve şeriatçı olan Milli Görüşe(Refah Partisi’ne) ve Ak Parti’ye geçmesi ile değişmeye ve görece gelişmeye başladı ve bu en son bu rezalet halini aldı ve o seldeki o manazara daha sonra ismi değişen 15 yıllık bir Milli Görüş, yaniTayyip Erdoğan zihniyetin icraatlarının selin önüne kattıklarıyla kendi önüne getirildiği Ak Parti İstanbul belediyeceliği manzarasıydı . Bunu şimdi Türkiye ölçeğinde düşünün ve bir 5-10 yıl sonrası için ortaya çıkacak manzara felaketini hesaplayın. Sanırım bu yeterli bir örnek ve mesajıdır; keni kendinize vereceğiniz cevapla ve özelliklede %58 çoğunluk içindeyseniz.
oumitvar@gmail.com
http://www.twitter.com/oumitvar
Kararsızlar ve Oy Vermeyenler Partisi - www.kovpartisi.net