ABD’nin mucidi olduğu söylenen adına “Ilımlı İslam” denilen; radikal olmayan İslamcı siyaset iktidarına izin ve destek veren proje parelelinde bizim eski şeriatçıların da ABD ile işbirlikleri ile gelişen sürecin sonucunda gelinen noktada sonuç olarak, Türkiye’de “ılımlı laik” denebilecek bir anlayış ortaya çıkıyor ve Türkiye’de ılımlı laik – “laikçi” savaşı giderek netleşiyor.
90 yıllık cumhuriyet tarihimizde yanlışlarla gelişen laikçi diktaya(laik değil; dini, dindarı dışlayan ve bunları sözde laikliğe tehlike görüp yargılayan yasaklayan anlayış) karşı iktidar olmak için mecburen şeriatçılıktan muhafakazar demokrata dönüşen dindar siyasetçiler ABD nin global “Ilımlı İslam” kavramıyla da yollarının çakışması; benim deyimimle aslında bir tür “ılımlı İslam laikliğine” tekabül ediyor. Çünkü laikçiler tarafında “Ilımlı İslam Projesi” denip kötülenip tehlike olarak dışarda bırakılan ve içi doldurulmayan kavramla beraber Türkiye de, ABD’nin bu projesinden de çok içerde sadece bizim laikçi baskıya da dayanan ve birazda dindarlarında modernleşme isteğine denk gelerek bir tür “ılımlı laiklik” diyebileceğimiz bir laiklik anlayışınıda doğurdu şeraitçı dindarlarımız. Bu anlayışta bu anlayışı daha makul ve ideal bulan dindar siyasetçilerin artışıyla giderek çoğalıyor. Tayyip ERDOĞAN bu anlamda net olmasa da Cemil Çiçek, Ali Babacan ve benzelerleri bu görüşe sahip çıkacak net birer örnektirler aslında.
Milli Görüş’ün diktacı din devleti anlayışı şeriat isteğinden, zamanla evrilip muhafazakar demokratlığa dönüşen ve bir tür laikliğe yarı sıcak bakan bir anlayış var anladığım kadarıyla. Bu anlayış laikliği de muhtemelen geçmişten bu yana Osmanlı sonrasının İslam önderliğini baltalayan bir şey olarak gören ve en azından çoğunluk yönetimi demokrasisi içinde gene “çoğunluk müslümanların dini imtiyazları olsun”u ima eden ve bunu savunabilecel “ılımlı laik” muhafazakar anlayışı giderek beliriyor gibi Türkiye radikal şeriatçi kesime göre.
Şuan referandum EVET’ini de buna katkı sayıp son haliyle güçlenip yoluna hızla devam ediyor gibi görünüyor zihniyet benim anladığım kadarıyla. Ayrıca bu anlayış zaten son olarak artık işine yaramadığı için batıdanda kopmuş durumda DAVOS çıkışı ile.
Benim “Ilımlı laiklik” isteyenler dediğim bu anlayışın şu sıralar ülkede nasıl geliştiğini, neyi kapsadığı ve neyi amaçladığı anlamak için ise referandum öncesi sonrası olup bitenlere bakıyorum ve net olarak görüyorum ki, sonuçta toplamda Türkiye için şuanki iktidarada uygun olarak bir tür bahsettiğim türde; müslüman çoğunluğun yaşam tarzına uygun “ılımlı islam devlet laikliği”ni amaçlayan bir siyasi proje ve tasarım ortaya çıkıyor uzun vadede.
Giderek sanki bu yönde gelişen ve karşıtları tarafından pek doğru çerçevede değerlendirilemeyen ve şeriat değilde kısa vade en azından ılımlı bir İslam laikliği denebilecek bu niyetleri açıklanamayan bir hareket seziyorum ben. Ben buna karşı Türkiye için laikçi- dindar savaşına da Atatürk’ün laiklik anlayışınada açıklık ve çözüm getiren ana yazımı yazdım, fakat önce bu son görünen süreçler ile konuya bu yazıyla bir giriş yapmak istiyorum.
Ak Parti’nin kapalı, üstü örtülü bu “ılımlık laiklik” tasarımı ve buna uygun uygulamları amaçlayan muhtemel düşüncesine “Ilımlı İslam Laikliği Projesi” veya kısaca “Ilımlı Laiklik” diyorum ben. Bu minvalde zaten ilerde yaşanacak tartışılması zorunlu olacak bu proje çerçevesinde gelişecek olaylarıda düşünürsek bence de bir an evvel konuşulması gereken bir çok konu var bu projeyi bu anlamda deşifre edecek. Özellikle bu amacın gizli olarak yürütülmesine engel olup deşifre edilmesini gerektiren çok temel ve konuşulmamış konular yüzünden muhtemel bu gizli proje lehine herşey gelişiyor şuanda.
Gerçi bu gizli proje gidişatı bu konuların ana eksenleri tabi eğer “terör” ve “kürt sorunu” gündemin hep üzerine çıkmazsa ilerde bir şekilde mutlaka tartışılacak konuları içeriyor ; “Atatürk”, “laiklik”, “Atatürk’ün laiklik anlayışı”, “laikliğin müslüman Türkiye’ye uygunluğu”, “İslam’ın bayraktarı olan Osmanlı’dan laikliğe ve sonrasında dini dışlayan laikçiliğe geçişinin toplumun temel dini değerleri açısından doğruluğu” ve burdan kasıtla “Atatürk’ün laiklik adı altındaki dini politika yanlışları”nın neler olduğu eleştirisi bir şekilde mutlaka olacak bu süreçte. Benim istediğim şey bunların hiçbir iktidarın planına uymacağı şekilde objektifçe konuşulması ve ortak paydalarda buluşulmasıdır.
Düşününki, bu ılımlı laiklik isteyenlerin daha önce “Egemenlik/Hakimiyet Allah’ındır” diyerek reddetikleri laik anlayışını çürütme amaçlı tezlerin araçları da çoktan hazır; “millet egemenliği”. Evet, gene laikliği getiren Atatürk’e ait aynı bir kavram ile… Yani Atatürk’ün kendilerince eksik/fazla/yanlış laiklik anlayışını gene kendi silahıyla(milli egemenlik kavramıyla) bertaraf etmek gibi bir şey çıkıyor ortaya benim anladığım kadarıyla. Bunun anlamı da şudur; Ak Parti ideolojisi karşı olduğu halde gerekirse Atatürk’ü bile istismar eder/ediyor “Ilımlı İslam Laikliği” veya uzun vadede şeriati getirmek veya mevcut laikçi zihniyeti yok etme hedefine ulaşmak için.
Referandumdan sonraki aşama ise artık Türklüğün veya ülke bütünlüğünün değil, laikliğin, laikçiliğin, Atatürk’ün laiklik anlayışının tartışılması olacak ve muhafazakar demokratların istediğini tahmin ettiğim bu yeni “ılımlı laiklik” anlayışının gerekçeleri ve doğruluğunu kanıtlama yönünde çabalarla geçecek. Tabi bu da “millet egemenliği demokrasisi” anlayışı adı altında yapılacak. Yani referandum ölçütlü/araçlı “milli egemenlik demokrasisi” dayanak olarak kullanılıcak gibi görünüyor. Milletin çoğunluğu ne istiyorsa o uygulanır ; “laikliğin derecesinin ne kadar olacağında millet karar verir” denecek bir yola sokuluyoruz. Ve ben bu anlayışa “millet egemenliği demokrasisi” adını veriyorum. “İleri Demokrasi”nin aksine azınlığa da tahakküm eden “millet egemenliği demokrasisi” anlayışıdır buda bir nevi ve bu düşüncede gene Ak Parti’nin “ılımlı laiklik” için geliştirdiği gizli icatdır diye düşünüyorum. Bunu da deşifre etmek gerekiyor ayrıca. Çokta zor değil açıkcası bunu tahmin etmek. Tayyip ERDOĞAN yeter “sözde milletindir, karar da milletin” diyerek aslında bu tür bir çoğulculuk demokrasi düşündüğünü belli ediyor. Bu anlayışta bana çoğunluğun dini, sosyal, kültürel isteklerine imtiyaz veren yani azınlığı bu konuda dikkate almayan bir tür “millet egemenliği demokrasisi” denebilecek yeni bir anlayış gibi geliyor. Ve bu demokrasi anlayışıylada laiklik dahil her konuda referandumla istenileni millete onaylatararak herşeyi değiştirip yapabilirsiniz şüphesini de doğuruyor ilke olarak.
Zaten şuan yanlı medyada kısık sesle de olsa Atatürk’ün laiklik adı altında uyguladığı politikaların yanlışlıklarını sorgulayan ve planlı olduğunu düşündüğüm çıkışlar da başladı. (bknz. Mustafa AKYOL(Muhafakakar Liberal)- Kanaltürk -Ters Açı). Tabi önemli olan bunun bir projenin aşamaları olup olmadığıdır. 8 yıllık bir iktidar ülke için olmasa da kendi planlarınıda uzun vadede danışmanlarıyla yapıyordur. Bana görede bu referandum sonrası yaşanacaklarda bu planın projenin diğer bir üst aşamasıdır.
Bu amaçla buna ek ayrı bir adım olarak, Tayyip ERDOĞAN’ın Menderes, Özal çizgisine aktif siyasetteyken zorla konmaya ve kendisini koymaya çalışması da bu “Ilımlı İslam laikliği” projesine hizmet anlamında önemli bir referans ve kaynaktır da diyebiliriz. “Ilımlı laiklik” anlamındaki bu yeni laikliği Ak Parti ve cemaatin artık uygulamak olmasa da en azından konuşmak istediği ortada. Bu referandum sonrası süreçte Özal ve Menderes’in malum muhafazakar/dindar ya da en azından laikçi(dini, dindarı dışlayan ve rejime tehlike görüp yasaklayan anlayış) olmayan yanlarını da kendilerine referans alıp bu “ılımlı İslam laikliği” anlayışına birer dayanak yapılmaya çalışılacakları da kesindir.
Zaten iyi bakarsanız Tayyip ERDOĞAN’ın bu isimleri, özellikle şimdi bu yüzden ve bu kadar çok sahipleniyor olduğunu görürsünüz. Bu anlamda çoğumuzun da bilmediği Menderes’in : “Millet iradesi o kadar güçlüdür ki, isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz.” sözünü de Tayyip ERDOĞAN’ın kendine rehber saydığın da çok rahat tahmin edebiliriz. Burda dikkat ederseniz ayrıca gizli ajandanın ne olduğuda ortaya çıkıyor. Ak Parti’nin gizli ajandası; milletin isteğiyle, millete onaylatarak en azından çoğunluk tarafından istenen ideal laiklik anlayışı olmayan ama kurumlarla resmileşen “laikçi” resmi devlet ideolojisini tasfiye etmek ve onun yerine uzun vade de laikliği veya direkt olarak “ılımlı laiklik” anlayışını milletle beraber getirmektir.
“Peki uygulama anlamında nedir bu ılımlı laiklik anlayışı?” diye düşünürsek, “Ilımlı İslam laikliği” anlayışı, demokrasinin çoğunluk ilkesine ve millet egemenliğini kendine dayanak yapan ve devletin, çoğunluğun dinine fazladan imtiyaz göstermesini hatta günümüz deyimiyle pozitif ayrımcılık yapmasını isteyen bir anlayıştır. Yani muhtemelen son çıkan %58 EVET’i de ileriye doğru bir dayanak yaparakve herşeyi millete sorara yapma kozu anlamında yakında ve uzun bir süre sonra eğer konuşabilirlerse istedikleri ılımlı laikliğin çoğunluk tarafından da onaylanacağı hesaplanarak “tamam, gene laik, demokratik, hukuk devleti olalım ama madem %98 imiz müslümanız gelin dinimiz dışlamayalım ve “Türklük” kadar İslam’ıda kendine katmış yoğurmuş bu milletin de kendi razısıyla razı olacağı şekilde(örneğin referandumla) devlet kurumları başta olmak üzre ve diğer kamusal alanlarda İslam’a uygun uygulamaları da gene millete sorarak yapalım” diyeceklerdir ki, ama direkt diyemiyorlar çünkü; karşılaşacakları laikçi, laik ve seküler tepkiden dolayı korkuyorlar. Örneğin, resmi tatiller ve izinler tamamen çoğunluk müslümanların dini hayatını yaşamasına olanak sağlayacak şekilde düzenlensin, cuma günü tatil olsun ya da öğlen tatilleri cuma namazına uygun ayarlansın veya bütün kamu kurumlarında ve alanlarında mescitler olsun, kapalılar tüm kurumlarda çalışabilsin. Tarikatlere izin verilsin, dergahları açılsın ve bunlara tehlike gözüyle bakılmasın gibi istekler sırlanacak bu ılımlı laiklik çerçevesinde.
Benim anladığım kadarıyla Tayyip ERDOĞAN’ın gene sonunda şeriata kadar gidecek kadar ucu açık ve uzun vadede böyle bir referandumlu millet egemenliği demokrasisi yoluyla şeriat getirme, demokrasiin araç olması yolu ve yöntemi var şuan gizli şekilde uygulanan ve bu niyetininde gizli ajanda şeklinde de algılanmasına da sebep olanda muhtemelen budur.
Oysa kendilerinden beklenen bunu şuan açıkca demeleridir ve doğrusu da budur. Yani takiyye(iki yüzlü siyaset) yapmamalarıdır. Her ne kadar her siyasi ideolojinin halka söylenmeyen gizli yürütülen aşamaları olsa bile bu burda geçerli olamaz ve doğru değildir çünkü; insanlar yıllardı bu konuda endişelerini söylüyorlar ve karşılığın “yok öyle bir şey” deniyor hatta karşıtlarla alay edilerek.
Sonuçta bu hedeflerini açıklamasalar bile zaten yaptıkları ve duruşları bu anlama gelen politikaları fazlasıyla ima ediyor. Burda en büyük dayanakları da yine kendi üretimleri olan ve giderek netleşen Atatürk’ten alınma ve ekleme “millet egemenliği demokrasisi” anlayışı olacak gibi görünüyor. Çünkü son referandumla göründü ki, Ak Parti açısından, “millet egemenliği” ısrarı demokratik düzen içinde çoğunluk için referandumla istenen herşeyi yamayı hukukende demokrasi gerediği de mümkün kılabilir ve haktır düsturunu ortaya koyuyor. Bu anlayışta giderek ülkede oluşturulmaya çalışılacak gibi görünüyor. Bu millet egemenliği demokrasisi ise dediğim gibi ucu açık yani şeriaata kadar götürülür gene adım adım herşey referandumla millete onaylata onaylata. İşte Bu yüzden Tayyip Erdoğan “millet egemenliği” ilkesine bu kada rçok sarılıyor hatta sonuna “kararda milletindir”i ekliyor. Çünkü o da kullandığı şeyin uzun vadede neler getirip neler görüreceğini fazlasıyla hesaplıyor ve millet egemenliği demokrasiyi reddetmese bile işine çok yarıyor görünüyor.
Hedeflenen bu gibi görünyor olsa da asıl burda kilit nokta maalesef kapalı kapı ardında yürütülen ve halka baştan söylenmeyen bu “ılımlı İslam laikliği” amacındaki politikaların doğuracağı toplumsal karşıtlıklarla şekillenecek ve çeşitli sert sonuçlar verecek olayların ülke siyasetinin gündemini ve çatışma şeklinde yönünü belirleyeceğidir. Tophane olayı da bunun için bir kanıt ve örnek olabilir bir çok yönüyle. Çünkü bu ılımlı laiklik anlayışı isteği her ne kadar dini ve dindarı dışlayıp dışlayan resmi laikçi anlayışa karşı bir tepki de olsa da, aslında ideal olan ve şuan varolmayan laikliği de oluşturmayı da es geçerek direkt “ılımlı laiklik” yapmaya çalışan bir muhafazakar/dindar demokrat ideolojisidir; herkese hitap etmeyen nihayetinde ve talep edilen ideal laikliğe de karşı bir devrim olan. Bu anlamda halkın tepkisidir bu muhtemel hedefin ne düzeyde oluşacağını belirleyecek olan.
Yani bu gidişle Ak Parti iktidarı tarafından, bu asıl amaçları olan ve açıkça telefuz edilmediği için, gizli yürütülen benim; “ılımlı laiklik” olarak gördüğüm ama karşıtlarının çoğu tarafından henüz görülemeyen bu proje sonucu çıkacak toplumsal olaylar yüzünden “seküler”, “laik”, “lakçi” çevrelerden çok sert eleşetiriler olacaktır. Özellikle Ak Parti’yi ve Gülen cemaatini teoratik dini yönetim yani şeriat getirmeye çalışmakla suçlayan ve burda kişilerin kamusal özgürlük haklarını öne süren çok ciddi fikir çatışmaları olabilir yılllarca sürecek.
Oysa iktidar açısında yapılmak istenen şeriat değil, demokrasi içinde ilk aşamada ılımlı İslam laikliği olduğu için tartışma daha karmaşık olacak gibi görünüyor. Tabi Ak Parti bunu sadece kendisi bildiği için ve seçmen kitlesini de “milli egemenlik demokrasisi” çerçevesindeki referandum sonuçlarını dayanak yaparak, amaçlarının asla şeriat olmadığını ifade eden alaycı şekilde cevaplar verecek : “biz sizden daha demokrat ve özgürlükçüyüz” diye yaptıkları uygulamarı da örnek gösterek haklı çıkmaya çalışacaklardır. Sonuçta ise bu kafa karıştıran laik-muhafazakar(ılımlı laik) kutuplaşma süreci iktidar partisi Ak Parti’nin “Ilımlı İslam laikliği” amaçları doğrultusunda kendi lehlerine millet iradesi kozuda katılarak zamanla dahada ileriye götürülmeye çalışılacaktır
Türkiye’nin bunu yaşayarak mahvedilmemesi içinde bence bir an evve bu planın ortaya çıkması ve iki tarafında demokrat ve birbirini tehlike gören düzlemden kurtarıp ortak makul ülke paydalarına erişmesi gerekiyor. Bu çerçevde de din-devlet ilişkisini Osmanlı ve 90 yıllık laiklik mazimizi Atatürk’ün yaptığı ve yapmya çalıştığınıda içine alıp eleştirecek şekilde ve hatta bizde henüz hiç konu yapılmayan ama kilit nokta olan “sekülerizm” anlayışıyla beraber; laiklik, laikçilik ekseninde anlattığım muhafazakar demokratların “ılımlı laiklik” anlayışını da ortaya çıkaracak ve konuşacak şekilde açıkca tartışmalıyız.
Yoksa gidişat hiç iyi değil. Çünkü bakıyorum laikçi olmayan ve daha makul laik sayılabilecek eski liderler sırayla Menderes, Özal’a göre Özal’da Erbakan ve Erdoğan’a ve her ikiside Erdoğan’a ve Erbakan’a göre ve Menderes’te hepsine göre kat kat çok daha makul ve uygunmuş gibi görünüyor en azından siyasi kişilik ve poltitik duruş olarak ülkemiz ve değerleri için.
Bununda anlamı şudur demek ki, 90 yılda gelişip ilerlemek hatta laikliği de geçip hatta dini inanç konularına tarafsız bakma anlamında sekülerleşmesi gereken laiklik savunucularımızın tam tersine gerileyerek laikçileştiği ve bunu da bir anayasa ilkesinden öte sarsılmaz katı bir resmi devlet ve millet ideolojisi haline getirmeye çalıştığı/getirdiği ve bununda bir karşıt bir teorkratik düzen(şeriat) ve “Ilımlı İslam Laikliği” isteyen Erbakan ve Erdoğan’ın gibi karşıt devrim isteyen siyasilerin ortaya çıkmasına sebep olduğunu görüyoruz.
Ve ayrıca bu anlamda bu süreçte geçen yıllar sonucunda radikal dindar/muhafazakar siyasetçilerin amaçları için herşeyi kullanabilen ve siyaseten giderek erdemsizleştiğini, ilkesizleştiğini ve yıkıcılaştığını görüyoruz. Bununda sebebi elbette gene laikçilerdir, onların demokrat ve özgrlükçü olmayan baskılarıdır ve gene maalesef direttikleri bu yanlış anlayış dindarları onlardan beklenmeyen davranışlara itmiş ve reddettikleri ABD ile bile işbirliğine yöneltmiştir.
Laikçiler, 90 yıl boyunca giderek daha laik, demokrat ve özgürlükçü olmayan ve Atatürk’üde bu anlamda anlayamayan, istismar eden diktacı hatalarının ve kendini geliştiremeyişlerinin sonucu olarak, karşılarında “Millet iradesi o kadar güçlüdür ki, isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz.” diyen Menderes‘ten, ve ısrarla sanki inadına göstere göstere “her cuma namazına gideceğim” diyen Özal’a, şeriat getireceğini iddia etme manasında “kanlı mı kansız mı olacak?” diyen Erbakan’a ve ordan “demokrasi araçtır” diyen son derece niyeti kapalı ve sorunlu, yıkıcı olan bir Tayyip ERDOĞAN’ çizgisinde bir anti- laikçi yorumları olan anlayışların temsilcilerini ülkemizin başında gördüler ve en azından onların bu kendilerine karşı olan bu laiklik anlayışları ülkemize zaman kaybettiren sorun çıkartan şeyler yapmalarına sebep oldular.
Ben bu anlamda Atatürk’ün laiklik anlayışının ve ondan sonraki dönemin yanlışlarını da söylecek şekilde ve bunu şeriatçılara ve “ılımlı laik” muhafazakar demokratlara ve onun maaşlı kalemlerine bırakmadan başta seküler görüşü savunanların sonra laiklerin ve özelliklede bu sorunları başımıza açan laikçilerin tartışmaya açması gerekiyor.
Bir an evvel Atatürk’ün de, Atatürk’ün laiklik politikalarının da eleştirisi yapılmalı çünkü; kendisi o çok değerli ve tarihte görülmemiş kurtuluşçu olsada sonuçta bir insandı ve asıl eleşetirilmezse o na ihanet edilmiş olunur. Çünkü eleştirilmediği kadar neyi niçin yaptığı anlaşılmaz ve iyi yaptıkları da unutulur gider hatta uygulama da olan ilkeleri de zaman içinde haksız yere değiştirilebilir eleşetirilip anlaşılmadığı için. Her ne kadar laikçiler onu eleştirmemek için onu bir tabu yapıp nerdeyse bunu da kanunla yasaklayıp, eleşti,renleride hain saymaya çalışıp, kendisini de devletin resmi ideolojisi yapıp ona tapınır gibi kutsasa da artık bu geciken eleştiriler yapılmalıdır özellikle laiklik konusunda.
Bunun anlamı da şudur; Ak Parti Atatürk’e karşı olarak, onun hakkını açıkyüreklilikle vermeyerek, hem de onu istismar ederek muhtemel onun devrimlerine karşı devrim yapan(geliştirmek istemeyen) gizli “Ilımlı İslam Laikliği” veya şeriat hedefine ulaşmaya iki yüzlü siyasetle ulşamadan Atatürk’ün her politikasıyla tartışılması gerekiyor ve millete ortaya çıkan gerçeklerin söylemesi gerekiyor. Başta da bunu 90 yıldır onu istismar eden laikçilerin yapması gerekiyor.
Aksi takdirde ülkemiz bu laikçi ve ılımlı laik savaşında epey zamanla beraber büyük maddi ve manevi şeyler kaybedecektir ve muassır medeniyetin üzeri hedefi bir yana huzurlu yaşam bile hayal olacaktır. Ve işin kötüsü de engel olunmaya çalışılan şey de er ya da geç bu aleyhte gidişle gene yaşanacaktır. Çünkü gördüğünüz gibi iktidar gücüyle ve toplumun kolay yönlendirilip aldatılıyor olmasından dolayı süreç bu minvalde hep Ak Parti lehine işliyor kısa vadelerle uzayarak.
oumitvar@gmail.com
http://www.twitter.com/oumitvar
Kararsızlar ve Oy Vermeyenler Partisi - www.kovpartisi.net